Hikikomori yani "elini ayağını çekmek", "geri çekilmek".
Japonca kardeşim.

Yeni bir japon icadı daha. Daha doğrusu Türk haberciliğiyle japon ortaklığı bir yapım.
Çok severiz biz kalıpları bilirsiniz. Nerde istemediğimiz ya da açıklayamadığımız bir durum var hemen japonlardan, amerikalılardan, avrupalılardan destek alırız. Herşeyi uydururuz da uydurduğumuz şeye isim takamayız.
Nitekim uydurmuşlar işte Hikikomori Hastalığı'nı. Hürriyet gazetside haber yapmış. Tabiki yaran okuyucu yorumlarıyla.. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7276911.asp?gid=180&a=256256
İnsan okurken ister istemez bir parçada olsa rahatsızlık duyuyor. Konu var komşu var; aile var eş var çoluk çocuk var ne de olsa. Sıradan geçiriyor aklından kim de belirtiler var bu hastalığa dair diye.
Çok da düşünmeye gerek yok çağın bilgisayar çılgınlığı hastalığı hakkında.

Haberde kurban olarak yine gençler seçilmiş. Aslına bakılırsa isabetlide olmuş yalan değil. Gençlerin artık iletişimini sadece ve sadece net üzerinden yaptığına, bilgisayarı oyun oynamak ve internete girmenin dışında kullanmadığına, zamanlarının çoğunu odalarında ekran başında geçirdiklerine değinilmiş.
Bana çok da yabancı gelmedi okuduklarım.
Bu hastalığa yakalananlar Yemeklerini bilgisayar başında yiyip uyuyor, hatta tuvalet ihtiyaçlarını bile odalarında gideriyorlarmış. Allaha şükür bizim evdeki Hikikomori hastası daha odasına pislemeye başlamadı ama ben hem kendini hem de bilgisayarını aynı yemekle beslediğinden şüpeleniyorum uzun zamandır.

Bir de inandırıcılığı arttırmak için olaya Türk bir Psikologda dahil olmuş. Açıkçası olan biteni anlamak için bu kadar masrafa girmelerine hiç gerek yoktu diye düşünüyorum.
Psikoloğun düşüncesi odalarından çıkmayan, sürekli bilgisayar oyunları oynayan bu gençlerin antisosyalleştiği yönünde. Bu zavallı gençlerin kimseyle konuşmadığı onların ciddi anlamda tedaviye gereksinimleri olduğunu beklirtiyor haberde.
Oysa biz annemle kafa kafaya verip daha ilginç çözümler bulmuştuk. Bana kalırsa daha yaratıcıydı.
Öncelikle benim tavsiyem evde bir tane bilgisayarın bulunması olayı çıkmaza sokan. Her evde minimum iki bilgisayar olmallı. Ve her bilinçli ebebeyn "msnden" konuşmalı çocuklarıyla. Bakın görün o zaman hiç bir kopukluk olmayacak çocuğunuzla aranızda. Tabi bağlantı hataları hariç..
Yemek mi yenecek maaile lütfen çığrınmayın evin içinde. Açın msn'i " nbr? bz yemek yiyoz. katlsana kızzz" yazın. Bakın nasıl da geliyor tıpış tıpış.
Yanlız bu iş düşündüğünü, kadar kolay değil. siz bu yaşa kadar kaskalın kitapları devirirken genel kültür adına, O Türkçe yazım kurallarını msn arkadaş listesiden öğrendi, bilesiniz! Onu anlamak için onun dilinden konuşun lütfen!
Konuyu özetlemek gerekirse olayı dramatize etmek saçma. Kimseye bir çözüm sunmuyor. Yok efendim böyle giderse katil bile oluyorlar v.s
Üzgünüm hiçbirini dikkate almıyorum.
Nesil değişiyor. annemle aramda bir kuşak var. Kardeşimle aramda da başka bir kuşak. İleride kaç kuşak girecek çocuğumla arama..
Evet yanlış giden bir şeyler var tabiki. Daha az konuştuğumuz bilgisayar başında daha çok vakit geçirdiğimiz bir gerçek. Daha az konuşup daha çok yazar olduk bazen düzgün bir Türkçeyle bazen msn diliyle.
Herşeyi bir kenara koyun.
İletişim kurmak istiyorsanız bir kerede siz onlara ayak uydurun.
Birlikte bir bilgisayar oyunu oynayın çocuğunuzla.
Kim bilir belki de içinizdeki çocukta bunu özlemiştir..



0 yorum:
Yorum Gönder