24 Aralık 2007 Pazartesi

Siz Ay-Kuş-Tur' u Bilir Misiniz?

Ofis camından boğaza bakıyorum. Hani o meşur pahalı evlerin balkonlarının sahip olduğu manzaraya.Yüzyıllardır üzerine şiirlerin, öykülerin yazıldığı, tarihin en şaşalı ve en kıskanılan şehrinin sahip olduğu boğaza.
İstanbulluların hafta sonları balık tutmak için kıyısında vakit geçirdiği, lüks otellerin ve iş merkezlerinin önüne binalarını dikebilmek için yarıştığı boğaza..

Gözlerim boğaza bakıyor.. Aklımsa çok uzaklarda..



Çok eskilerde uyandığımda kokan gerçek deniz kokusunu arıyorum. Sadece manzarasına hayran hayran bakıp kıyısında oturup yemek yiyebilmek için paralar döktüğüm denizden ötesini arıyorum.

Dedemin yazlık evinin merdivenlerinden kayarak indiğimi ve koşarak verandaya çıktığımı hayal ediyorum. Babaannemin hazırladığı kahvaltı sofrasını, sofradaki taze kesik peynirini, bahçe domatesini, biberi, ellerimle topladığım mis gibi rokaları..

Dedemle oynadığım tavlayı, kardeşim ve bana şeftali soyuşunu, ellerinin fesleğen kokusunu, masmavi gözlerini..

Gözlerim hala boğaza bakıyor; aklımsa uzaklarda,çocukluğum geçtiği küçük bir tatil beldesindeki yazlık sitede.

Kalebaskın oynadığım, üç tekerlekli bisiklete bindiğim,venüs reklamı solmuş ama işlevi büyük şemsiyenin altında sahilde yanık ten yarışına girdiğim arkadaşlarımda.

Maskeli balolarımız, akşamüstü çaylarımız, bisiklet turlarımız, tavla partilerimiz, ruh çağırma operasyonları, kamçılı komşumuz, bahçelerden meyve çalma operasyonlarımız, site gazinosundaki sonu gelmeyen muhabbetlerimiz..

Geçen hafta Taksim'in köhne ama sevimli kafelerinden birinde buluştuk çocukluğum deniz kremi kokan dostlarıyla. Sesler ve gözler dışında değişen çok şey vardı aslında. Biz yine de öyle değilmiş gibi yaptık. Holdinglerde hesap uzmanları, Üniversitelerde hocalar, mimarlar, reklamcılar vardı aramızda. Çok şey konuşabilirdik. Siyasetle başlayıp filmleri eleştirebilir entel muhabbetlerle geceyi sonlandırabilirdik belki..

Öyle yapmadık..

Biz yine çocuk olmayı seçtik..

Anıları deştikçe başka anılar çıktı altlarından. Yaşarken farketmediğimiz hatırladıkça eğlenceli olan ayrıntılar...
O zaman utana sıkına yalanlarla süslediğimiz denize girememe sebebimiz olan kızsal sorunlar şimdi kahkaha nedenimizdi.
Biz büyümüştük..Yüzümüzde küçük delta oluşumları olsada hala fondetenle kapatılabilir durumda diye idare ediyorduk.

O gece hiçbirimizin aklında kaprisli patronlarımız, 15. kattaki havasız ofislerde geçen yoğun toplantılarımız yoktu.
Gecenin en önemli konularından biriydi hala Enis'in Yunanlılara yakalanmadan şişme botuyla geri dönebilmesi.

Ve hala yılın icadıydı bisikletindeki pedalla çalışan radyosu...

Koray’ın pembe bisikleti, Canan’ın amerikadan getirdiği şekerleri, Kaya’ın havuza düşüşü, Ayşenur’un evinde Lale’nin sarhoş olup yere dökülen salataya ekmek banışı..

İlk kez bir şişe birayı paylaşarak sarhoş oluşumuz, Sahilde yıldız kaymalarını bahane ederek sabahlamalarımız, Akşam üstü deniz sefeları..

O masadaki herkesin sayfalarca anıyı tek kelimeyle anlayabilmesiydi bekli o gecenin güzelliği. Geçmişi resimlere bakıp hayal kurmadan hatırlayabilmekti.

Anlaşılabilmek..

Yıllara meydan okuyabilmek, hala bir arada olabilmekti..

0 yorum: