
Göcek, düşündüğünüz gibi göbek ve böceğin karışımı olan bir isimden ibaret değil. Tek kelimeyle cennet ama yine de uzun uzun anlatmak gerekir.
Balayının 4. günündeyiz burada. Biraz bekledim. Hemen kalbur üstu bir şeyler yazmak istemedim. Her ayrıntıyı paylaşmak için biraz incelemek sindirmek lazım diye düşündüm. ee bir de balayının ilk gunu eşime 'sen otur tadını çıkar ben bloğumla ilgileneceğim' diyemezdim..
Göcek hakkında size burada “şu yenir bu içilir” gibi klasik bir şey yazmayacağım. Size İstanbul’da yaşayan bir Egeli’nin gözünden hayatı kendi ellerimizle nasıl zehirlediğimizi anlatacağım.
Balayının ilk günü telefonlar genelde çalmaz. Siz niye kimse aramıyor diye düşünürken dostlarınız ve aileniz “Aman ilk gun rahatsız etmeyelim”der ve aramaz. Siz de bu arada uzun süredir tanıdığınız sevgilinize “Acaba eş gözüyle bakmak farklı bir şey mi” diye düşünmekle geçirirsiniz.
Asıl eğlence 2. güne rastgelir. Artık evlilikle ilgili durumu hafiften farketmiş ya da sindirmeye başlamışsınızdır.
3. günse her cümleye 'karıcım kocacım 'diye başlamak espiri olmaktan çıktığından bulunduğunuz yerin nimetleri üzerine derin sohbetlere girer vücudunuzu İstanbul’dan arındırma yollarını denersiniz tek tek..
Yediğiniz yemekten yolda yürüyen insana, taze yaz kokusuna kadar herşeyi kaydetmeye başlarsınız hafızanıza. Biri birine benzemeyen koylara gider eşsiz güzellikteki sulara atlarsınız.Uyduruktan aldığınız deniz gözlüğünüz, paletleriniz size ıssız bir adada sunulan en muhteşem nimetlerden biriymiş gibi gözükür. Berrak sulara dalıp balıkların dansını izlerken teninizden İstanbul’un zehrinin nasıl sıyrılıp gittiğine şahit olursunuz.
Sabahları kalktığınızda eliniz kolunuz şiş olmaz; parmağınızdaki yüzük sıkmaz çünkü Gocek’te sert lodos değil tatlı meltem okşar yüzünüzü uyandığınızda. Kısa bir sürede olsa artık aceleyle hazırlanmış bir tost ya da sabah sabah midenize oturan yağlı bir poğaça değil taptaze domates ve salatalıkla süslenmiş çeşit çeşit peynirin yer aldığı, yumurtanızın gönlünüze göre piştiği bir sofra vardır karşınızda.

Etraf sessiz ve sakin oldugundan siz de sakinsinizdir. Sesinizi duyurmak için boğazınızı patlatmazsınız çünkü sizi her daim dinleyen güleryüzlü insanlar vardir. Dinlerken gözlerinizin içine bakan ve sizi anladığını başlarıyla onaylayan insanlar..Bu sessizliğin içinde çalan telefonlara, kurulan dekora uyumlu bir ses tonuyla cevap verirsiniz. Şaşırtırsınız sizi İstanbul’dan arayan dostlarınızı.
Akşamüstü görkemli dağlar güneşin batışını sizden saklar belki ama siz yine de banklara oturup güneşin vedalaşırken denizle yaptığı son ışık dansını izlersiniz. Baktığınız mutfak masanızın üstündeki bir tablo değildir artık. Aldığınız nefes kadar gerçektir ve cennet kadar güzel..
Göcek’te yürüyüşe çıktığınızda sizi tanıdık yüzler selamlar. Buzlu bademcinizin, bakkalınızın, gazetecinizin yüzü hep aynıdır. Size ilk geldiğiniz gün hosgeldiniz diyen bu insanlar kısa süre sonra gideceğinizi bilselerde her karşılaşmanızda 40 yıllık dostunuzun gülüşüyle selamlar.
Göcek küçük bir tatil beldesidir belki ama aradığınız her ne ise size yardımcı olacak bir esnaf vardır. Kolunuzdan çekiştirmeden sizi bunaltmadan malını tanıtır. Size, sizin yerinize alternatifler sunar. Karşi sokaktaki dükkanın daha büyük olduğunu sizinle paylaşacak kadar temizdir yüreği.
Göcek’te sahibinden bile daha ukala olan tasmalı köpekler yoktur. Gocek’te insanlar kadar paylaşımcı, dost kedi köpekler vardır. Oturduğunuz lokantada sizin vereceğiniz bir lokmayı yanındaki dostuyla paylaşırken sahip olduğu hayvansal gücü unutmaya razı olur.

Göcek yaşadığınız tatilin ötesinde bir tecrübedir...
Tum bu güzelliklerin yanında olumsuz ve kötü olan belki de tek bir sey vardır Gocekte. Istanbul’a dönüşünüz. Ve döndüğünüz andan itibaren berrak sularda arınan tırnaklarınızın tekrar kalabalıkla kirlenmesi...
Ta ki tekrar Göcek’e dönüp vücudunuzdaki yorgunluğu berrak sulara gömene kadar kadar siz Göcek’i Göcek sizi özler..


0 yorum:
Yorum Gönder