Hemen bir şeyler yazmalıyım diyerek uyandım bugün. Tüm gazateler çoktan yorumlarını yazmıştı. Köşe yazarları gardını almış, televizyoncularsa zaten dünden hazırlıklıydı hiç uyumadı.
Ben siyaseti sevmem. Zaten anlamam da. O nedenle yazdıklarım benim penceremden baktıklarımla ilgili olacak.
Seçim dediğin şey aslında bir ÖSS sınavı kadar heyecan verici. Sırf bu adrenalin için bile oy kullanan insanların olduğuna inandım dün itibariyle.
Bizim evde de durum farklı değildi. Aylar öncesinden tatil planları seçime göre yapıldı. Evlilik tarihlerinden balayı zamanlarına aynı tarihin etrafında alındı tüm aile meclisi kararları.
İş yerinde ise durum farklı olmadı. Cumhurriyeti, laikliği anlatan her bir mail itinayla forward edildi eşe dosta. Köşe yazarları sabah kahvaltılarının en ehemmiyetli konuğu oldu küçük ofis masalarında. Sigara odalarında küçük meclisler kuruldu.
Ve seçime bir kala seçmen kağıtları tekrar kontrol edildi. Üniversite sınavına hazırlanan bir öğrencinin kalemini silgisini ve giriş kartını çantasına yerleştirdiği gibi biz de ojemizi parmağımıza sürdük, kremi çantaya attık ve kağıtlarımızı kontrol edip erken yattık.
Abartılı olacak belki ama havaya iyice girmekten mi bilinmez gece uyku girmedi gözüme. Uyuduğum bir kaç saatlik dilimde de hep kabus hep kabus. Elimde kocaman bir "evet" halkaların peşinden koştum. Tam basıyorum eveti halka siliniyordu.
Sonunda sabah oldu. Öncelikli olarak yolda acıkmamak ve kahvaltının zihni açtığına olan inaçla sıkı bir kahvaltı yapıldı. Ve beyimin işaretiyle kapıdan çıkılıp okul yolu tutuldu.
Ben böyle günlere bayılıyorum. Sebebi çok açık. Kafada hiç bir soru işareti yok. Herkes tek bir amaca yönelmiş yürüyor yolda. Hayal kurmayı seven biri olarak arada beynime verdiğim bir tatil gibi oluyor. Yolda yürüyen Ayşe Teyzenin ya da Hasan Amcanın nereye hangi amaç için gittiğinden gayet emin oluyorum. İki adımda bir parmağını silen ve yanındakinin işaret parmağıyla kendisininkini kıyaslayan insanlar, vatana millete hayırlı olsun diyen çiftler, 5000 kere oy kullanmış sorumluluk sahibi yaşlılar. Komşu oğluyla apartmanda karşılaştığında selam vermeyen ama aynı okulda karşılaşıp hal hatır soran göbekli amcalar, Oyunu kullanıp okul bahçesinde çaktırmadan öğrencilik yıllarına olan özlemi gidermek adına bir iki dakika daha oyalanan anne babalar...
Tüm bu güzel manzaraları izleye izleye okulumun yolunu tuttum ben de. Giriş kapısında görevliyle göz göze geldik. Elimde tuttuğum kremin, aklımda kopya çekmeye hazırlanan öğrenci düşüncesi sebebiyle mi yüzümü kızarttığına emin değilim hala. Hızlı adımlarla katları çıktım. Sınıfımı buldum. Beni bekleyen perdenin arkasına elime tutuşturulan şarşaf kadar kağıtla ilerledim. Kafamdaki soru bir çok insan gibi oyumu atacağım parti değil parmağımda ne kadar bir hasarla okulumdan ayrılacağımdı.
Kendimi bu düşünceye çok kaptırmış olmalıyım ki çıkışta parmağımın derdine düşüp kimliğimi unuttum. Neyse ki beni uzun saçlı metalci genç bir görevli uyardı. "Bayan kimliğiniz.."
Ben bir çok insanın yaptığı gibi televizyonun başına oturup başkalarının yorumlarını kafama kazımak istemedim. Oyumu kullanıp kendimi sokağa attım eşimle. İnsanların suratlarına bakarak kendi hikayelerimi yine hayal gücümün yardımıyla kendim yazdım.
Sonuçlar iyi mi oldu kötü mü? Böyle güzel bir yazıyı bununla bitirmek istemem. Ama olan birşey varki yine çok keyifli bir seçim oldu..


0 yorum:
Yorum Gönder